Bir kişilik tüketelim...

Merhaba Sevgili TURMEPA Gönüllüleri,

TURMEPA Gönüllüsü, Meteoroloji Mühendisi ve CNNTÜRK Meteoroloji Editörü Bünyamin Sürmeli’nin sizlere bir mesajı var.

 

“Merhaba Arkadaşlar,

Larsen C, tanıyor musunuz? Antarktika'nın dördüncü büyük buzul kütlesi. 6000 km2 büyüklüğünde. Yani İstanbul'dan büyük, Kıbrıs'ın da üçte ikisi kadar.

1 trilyon ton ağırlığında. Dünya üzerinde en hızlı ısınan yerlerden biri.

Batı Antarktika'dan, İstanbul'un dört katı büyüklüğünde olan bu buz dağının koptuğunu NASA bildirmişti.

30 yıl gibi kısa bir sürede aynı buzul sahanlığında iki büyük parçası Larsen A ve Larsen B de aynı kaderi paylaşmıştı.

Larsen C'nin de bu yolda ilerleyeceği düşünülüyordu ve öyle de oldu.

Buzun kopma süreci kısaca şöyle; Larsen C’deki dev çatlak 2014’te fark edilmişti. Burada oluşan çatlak, geçen yıl Aralık ayında aniden büyüdü ve 6 bin kilometrekarelik bir buz kütlesi ile Antarktika arasında sadece 20 kilometrelik bir bağlantı kaldı. 24 - 27 Haziran tarihleri arasında da buzulun hareketi hız kazandı ve çatlak günde 10 metre kadar genişlemeye başladı.

Şimdi de tamamen kopmuş oldu.

Yani Antarktika’da, Güney Kutbu ve Atlas Okyanusu arasında yer alan Larsen C buzulu tamamen kırıldı.

Aslında bu kopmanın iklim değişimiyle ilgisi var mı, kesin bilinmiyor. Çünkü buz dağlarının kopması normalde de olabilen bir doğa olayı, ancak yaygın görüşlerden biri küresel ısınmanın bu hızda etkisinin olması. 

Larsen A ve Larsen B buzul parçalarının parçalanmasında da küresel iklim değişikliğinin rol oynadığı kabul edilmişti.

İklim değişimi ile buzulların erimesi gibi, buzulların erimesinin de iklim değişimi üzerine etkisi var. Bu oldukça önemli bir ana başlık.

Yalnızca deniz seviyesi yükselmiyor. En mühimi, denizlerdeki tuzluluk oranını, ardından akıntı yönlerini ve şiddetlerini değiştiriyor.

Bu da bir coğrafyanın kıyılarındaki suyun sıcak yada soğuk olmasını, sıcaksa nemli, soğuksa kuru olmasını ve o da o yerin çöl mü, yeşil bir yer mi, sıcak veya soğuk mu olacağını belirliyor.

Öte yandan buzullar beyaz olduğu için varlığı güneş ışınlarını yansıtıyor, yokluğu aksine o ışınların emilmesine, dünyanın ısınmasına yol açıyor. Ayrıca yüzeyinde oluşturduğu soğuk hava nedeniyle (soğuk hava çöker, ısınan hava yükselir) rüzgarların yönlerinde etkili oluyor, bu da bir bölgenin ikliminin değişmesine yol açabiliyor.

O yüzden biz, ısınma bir sebep - sonuç değil diyoruz, sonuç İKLİM DEĞİŞİMİ.

Bu buzulun kopması henüz deniz seviyesini yükseltmemiş olabilir ancak sıcak sulara sürüklendikçe ileride deniz seviyesini yükseltme etkisi olacaktır, hatta beklenti, bu buzul sahanlığının tamamının erimesi ile deniz seviyelerinde 10 cm’lik bir yükseklik artışı yapacağı yönünde. 

İklim değişiminin en büyük sorunu öngörülebilirliğin düşmesi, şu ana kadar konuşmadığımız yeni başlıklarla karşılaşıyor olmamız. Havada oluşan kaosla tahmin ve sonuçlar noktasında da öngörülebilirlik düşüyor.

Kuraklık, sel, orman yangınları konuşurken gündemimiz bir anda virüsler ve salgın hastalıklar olabildi. Ki virütik salgınların çıkışında da, yayılmasında da iklim değişiminin birebir etkisi olduğu düşünülüyor, bundan önceki virüslerde bağlantıları da kurulmuştu. 

Dolayısıyla iklim değişimine yol açan fosil yakıt tüketimi, aslında aşırı tüketimin neticesi.

İsrafı azaltıp, dünya kaynaklarını hem kirletme, hem de tüketme noktasında “sahip çıkmak” tek yol olarak görünüyor. 

Dünyanın kaynakları hepimize yeter, yeter ki kirletmeyelim, bir kişilik tüketelim.”

 

Sevgilerimle,

Bünyamin Sürmeli

Meteoroloji Mühendisi / CNNTÜRK Meteoroloji Editörü

TURMEPA Gönüllüsü

İnci Kefalinin Yaşama Savaşı

İnci Kefalinin Yaşama Savaşı
Gelin, önce Van Gölü ve Van ekosistemini tanıyalım...
Üzerinde Akdamar, Çarpanak, Kuşadası ve Adır adalarının bulunduğu, 120 km uzunluğunda, 80 km genişliğinde, 3.713 km² yüzölçümü ve 461 mt maksimum derinliğe sahip, dünyanın en büyük ve feribot ile taşımacılık yapılan tek sodalı gölü, ayrıca Türkiye’de bulunan en büyük göl... 
 
Dünyadaki iklim değişiklikleri ve küresel ısınmanın nedenlerini araştırmak amacıyla, 12 ülkeden 36 bilim insanının yaptığı araştırmada, daha önce 400 bin yıl olarak belirlen Van Gölü'nün yaşı, 600 bin yıl olarak güncellendi. 
 
Van Gölü denizden 1646 metre yüksektir. Van Gölü’nün etrafı karadan 430 km’dir. En derin noktası 451 metre, ortalama derinliği ise 171 metredir. Tuzluluk oranı ise %0,19'dur. 150’den fazla dere Van Gölü’ne dökülür. Göle akan birçok tatlı su vardır. Bunların başlıcaları, doğuda Karasu, Mermit ve Engit, kuzeyde Bend-i Mahi, Zeytir, batıda Sor, Kermiç ve Adilcevaz, güneyde Koton, Sapor ve Güzel sularıdır. Bu derelerin hepsinin suları ilkbaharda çoğalır, yaz ve sonbaharda azalır. Van Gölü çanağında yer yer su kaynakları da bulunur. Bu iç kaynaklar yüzünden artan göl suları, seviyeyi daima yükseltmektedir. Durgun zamanlarda, gölün içinde göze çarpan yapı kalıntıları bunu ispat eder. Bununla beraber 1870 yılından beri korkulacak bir yükselme olmamıştır. Gölü besleyen dereler volkanik araziden geçtiklerinden fazla miktarda sodyum karbonat getirirler. Bu bakımdan göle sodalı göl denir. Gölün suyu acı, tuzlu ve sodalıdır. Yaz aylarında kenarlarında görülen soda birikintileri toplanıp satılır. Soda üretim yeri olarak Van Gölü önemli bir potansiyele sahiptir. Gölün tuzluluğu binde 21, yani Karadeniz’den daha tuzludur.

Göl ve çevresinde Doğu Anadolu’nun sert iklimi hüküm sürer. Büyük ve derin göl, civardaki çok sert iklimin biraz yumuşamasına sebep olmuştur. Etrafında çok şiddetli donlar görülmez. Çevresindeki yüksek dağlara iki metre yüksekliğe kadar varan kar yağar. Bunlar yaz aylarında eriyerek gölü beslerler. Gölün hemen çevresinde ormana rastlanmaz, yalnız güneydeki yamaçlarda çalılık ve bozulmuş ormanlar vardır. 
 
İnci Kefali- Alburnus tarichi, Van Gölü’nün tuzlu-sodalı sularında yaşayabilen tek canlı türüdür. Eşsiz bir yaşam döngüsü olan Uçan Balık İnci Kefali, her yıl büyük sürüler halinde göç eder. Çünkü Van Gölü’nün tuzlu-sodalı suları üremesine imkân vermez. Akarsuların sıcaklıkları 13 dereceyi bulduğu zaman, balık derelere girer ve yumurtasını bıraktıktan sonra tekrar göle döner. İnci Kefali bu yolculukta akarsuya karşı büyük bir mücadele verir. Şelaleleri uçarak aşar ve Nisan’dan Haziran sonuna kadar, yumurtlamak için kitleler halinde ırmaklara çıkarlar. Yumurtalarını ırmakların dibinde, otların ve taşların üzerine bırakırlar. Bu yumurtalardan çıkan yavrular hızla büyürler. Ama birçoğunu diğer büyük balıklar ve su kuşları yer. İnci Kefali sade ağ, difana veya serpme ile avlanır. Van Gölü kapalı bir havza olduğundan herhangi bir akıntısının olmaması, daha çabuk kirlenmesine neden olur. Bunun sebebi, Van Gölü kıyısında yaşayan 1 milyon nüfusa bağlı karasal kirlilik ve Van Gölü’ne akan derelerden meydana gelen kirlenmedir ve göç yolunda kirlilik önemli bir engeldir. İnci Kefali kirlilik sebebi ile göç yolunda çoğalma ve üreme sorunu yaşamaktadır. Kuruma ise bir diğer sorundur. İnci Kefali’nin 15 Nisan - 15 Temmuz arasında avlanması yasaktır.
 
Ve şimdi göç zamanındayız...
 
Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan endemik balık türü olan İnci Kefalinin tersine göçüne ev sahipliği yapan ve eşsiz görüntülere sahne olan Bendimahi Çayı, yanlış sulama yönetimi nedeniyle kuruma noktasına geldi. Van'ın Muradiye ilçesinde bulunan Bendimahi Çayı’nın debisinin düşmesi, burada yaşayan endemik balık türlerinin yaşamını da tehlikeye soktu.
 
Van Gölü'nde yaşayan inci kefalleri 600.000 yıl boyunca bütün zorlukları yenerek günümüze kadar gelmeyi başardı. İnci kefalleri, büyük kuraklıklar ve zorluklar gördü, nice canlılar ile savaştı ve 600 bin yıl boyunca bu zorlukların üstesinden gelebildi. Fakat inci kefallerinin yenmeyi başaramadığı tek canlı insanoğluydu. Üreme döneminde aşırı avcılığa maruz kalan inci kefalleri, 2000'li yıllarda yok olma noktasına geldi. Üremek için sürüler halinde derelere giren inci kefalleri insanlar için para demekti. Oysa ki inci kefallerinin istediği tek bir şey vardı. Dünyadaki bütün canlıların istediği yegana şey olan "yaşamak". 600 bin yıl boyunca Nisan ve Temmuz aylarında inci kefalleri ile dolan Van Gölü'ne dökülen dereler, 2000'li yıllarda aşırı avcılık nedeniyle boş kaldı. Artık inci kefalleri derelere gelmez olmuş ve sessizce imdat çığlıkları atmaya başlamıştı. Dünyadaki en sessiz çığlıklar balıkların çığlıklarıdır. Kedilerin ve köpeklerin çığlıklarını kulaklarınız ile duyabilirsiniz. Fakat balıkların çığlıklarını ancak kalbinizle duymanız mümkündür. Tam da bu nokta inci kefallerinin imdat çığlıklarını dünyadaki bir insan, kalbiyle duydu ve inci kefallerinin yardımına koştu... Van Gölü havzasında herkesin balıkçı Mustafa hoca olarak tanıdığı Prof. Dr. Mustafa Sarı. Mustafa hoca önce bilimsel çalışmalar yaptı, sonra insanlara balığı anlattı. Mustafa hoca, kimi zaman kaçak avcılarla kimi zaman kurumlar ile kavga etti ve 1990'lı yıllarda başlayıp günümüze kadar devam eden bir mücadele verdi. Peki yaklaşık 30 yıl, yani bir ömür süren bu mücadele sonucunda ne oldu? Her şeyden önce inci kefalleri yok olmaktan kurtuldu, 2000'li yıllarda boş kalan dereler inci kefalleri ile tekrar dolup taşmaya başladı. 2000'li yıllarda Van Gölü balıkçılığından 1000 kişi ekmek parasını kazanırken bu rakam günümüzde 15000 kişiye çıktı. Geçmişte üreme mevsiminde kaçak avcılık yapılan yerler inci kefali festival alanlarına dönüştü. İnci kefalinin yok olmaktan kurtarılarak var olma mücadelesi "İnci Kefali Peşinde Bir Değişim Yolculu" isimli kitapta toplanarak meraklı okuyuculara sunuldu. Bugün inci kefallerini konuşuyor ve televizyonlarda aynı anda akıntıya karşı zıplayan inci kefallerini izliyorsak, şüphesiz Mustafa Sarı hocanın verdiği bu amansız mücadele sayesinde... Mustafa hoca inci kefalinin sessiz çığlıklarının sesi oldu ve inci kefalleri yok olmadı. Kendisinin hazırladığı balıkçılık yönetim planı ile bugün inci kefalleri için, başta Jandarma teşkilatı olmak üzere bütün resmi kurumlar üreme dönemi koruma çalışmaları yürütüyor.

Doğanın olağan koşullarında insan eliyle yapılan her olumsuz değişikliğin bedelini yine insanoğlu ödüyor. Ekosistem sağlığını kendi sağlığımızdan üstün tutacak bir akıl geliştirmek, bilinçli çocuklar ve gençlerle mümkün olacak. 
Asla unutmayalım; denizleri, su kaynaklarını korumak, kirlikle mücadele etmek, sevmek, göç yolundaki balıkların ahengini ve varlığını korumak, hepsi bir bütündür.
 
Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş
Doğa Gözcüleri Derneği Başkanı